10/31/2010

Iphone ile tv izleme

Şu anda Iphone4 piyasada ve üzerinde dahili tv alıcısı yok.Iphone ile tv izlemeyebilmek için 3g servisi ile internete bağlanmak gerekli. sadece Turkcell'de tüm kanalların bir arada olduğu bir program var. Bu tv paketine günlük 2 tl veya aylık 14 tl gibi bir ücret ödeyip izleyebilirsiniz.

Günlük paket 4 saat aylık pakette 20 saatlik kullanım ile sınırlı.BEn de Turkcell hattı ile 1 günlük Turkcell Mobil TV hizmeti satın aldım ve denedim. 3G olmayan yerde EDGE ile program çalışmıyor mutlaka telefonunuzda 3G açık olmak zorunda. 3G ile tv izlemek keyifli ama ıphone'a özel pil yeme ve biraz cihaz ısınması problemleri ile karşılaşmanız da gayet normal. 1 gün sonunda aylık hediye etseler de kullanmayacğım bir hizmet olduğunun farkına vardım. 4-5 dakika gayet kesintisiz izliyorsunuz 30 saniyelik bir kesintiden sonra yayın devam ediyor. Çok acil durumlarda alınabilir ama pek tavsiye etmiyorum.

Bu arada bulunduğunuz yerde wifi varsa Turkcell Mobil tv programı size wifi bağlantısı ile tv izlemenize olanak veriyor. Turkcell harici aboneler için çeşitli tv programları mevcut bunlarla da wifi veya 3g üzerinden tv izlenebilir.  3G ile izlemenizi tavsiye etmem zira 30 dakikada 90 mb gibi kullanım olmakta aman dikkat.

Aşağıda Turkcell Mobil tv ile iphonedan aldığım resimleri ekledim karar sizin







10/25/2010

Iphone ile 1 geçen yil.

http://tantunisever.blogspot.com/2009/10/iphone-kazanmam-ve-iphone-hakkidanki.html  adresinde görüldüğü gibi 2009 Ekim ayında Garanti Bankasından iphone kazandım (detaylar bağlantıda)

Bugün 1 senelik ıphone kullanısıyım. Bu süreç içerisinde 20-25 gün cihazımın Genpa'dan değişmesini beklemek dışında sürekli iphone kullandım.

Telefonlarım sırayla şöyle idi, motorola, nokia 3310, htc 4350, Nokia 6210 ve son olarak Iphone 3GS.
Bu 1 yıllık süre içerisinde açıkcası iphoneu genelde telefon olarak kullandım. Iphone kullanıcısı olarak bu cihazın internetsiz hiçbir işe yaramadığı görüşündeyim.Iphone kullanacaksanız mutlaka internetede sürekli bağlı olmalısınız diye düşünüyorum.

Iphone'da en çok google maps uygulamasını ve ebuddy ile msn programını kullandım.Bilmediğim yerleri google maps ile rahatlıkla buldum. Bu telefon öncesi iphone' a karşı bir tutum sergiliyordum zira bazı şeylerin telefonda eksikliği söz konusu. BUnlar fm radyo harici hafıza kartı vb..

Aslında iphone her ne kadar donanım olarak sürekli eksik olacak bir cihaz da olsa yazılım yönünden kendini o kadar da iyi geliştirmişki bu donanım eksikliklerini unutturmakta. Nokia telefonlarda çok önceden görüntülü görüşme için önde kamera varken ıphoneda bu haziran 2010 da duyurulan iphone4 ile geldi.

Telefonun donanımını geçersek aslında hiçbir telefonda olmayan kullanım kolaylığı ve uygulama dükkanı sayesinde iphone çok farklı.  Kolaylıkla uygulama yüklenebilirliği gibi bazı ince özellikler ile daha uzun süre iphone; herkesin almak isteyip te alamayanların gıpta ile baktığı bir telefon olarak piyasada kalacak...

Vakit buldukça Iphone ile ilgili deneyimlerimi buraya ekleyeceğim.


10/21/2010

Food INC, Yediklerimiz nereden geliyor?

ABD’deki gıda endüstrisini ve şirketlerini ağır bir şekilde eleştiren Robert Kenner tarafından çekilmiş ilgi çekici bir belgesel Food Inc. 2008′de birçok film festivalinde gösterilen Food Inc, kapitalizmin insanı nasıl kemirdiğinin bir öyküsü adeta.


Bugünden geriye baktığımız zaman “İnsan insanın kurdudur”, “Toplum insanın kurdudur” gibi tartışmaların artık ne kadar anlamsızlaştığını görüyoruz. Günümüzde sosyoloji gibi insan davranışlarını ve toplumun içindeki yerini araştıran bütün bilimler iflas etmiştir. Çünkü insan kendi kendini zehirlemekte, yok etmekte. Bu gerçeği hiçbir bilim de açıklayamaz. Para kazanmak için parayı harcayacağın dünyayı yok etmek nasıl anlaşılabilir ki? Kendi varlığını zehirleyeceğini bile bile bu sistemin bir çarkı olmayı kabullenmek hangi psikolojik veya sosyolojik tezle açıklanabilir.




Food Inc.’in ilk sahnesinde sapsarı başaklarla dolu bir tarla var. Hemen ardından inekleri süren bir kovboy. Bu görüntülerden sonra birden geniş pırıltılı bir süpermarketin içinde buluyoruz kendimizi. Sebze reyonuna kayan kamera kıpkırmızı domatesleri gösterir. Ama isyankar bir dış ses şöyle diyor: “Bu reyonda mevsim yoktur. Her mevsimde bu kırmızı domatesleri bulabilirsiniz. Çünkü dünyanın her yerinden yemyeşil toplanıp pazara sürülen bu domatesler etilen gazıyla kırmızı rengi alırlar.” Daha sonra büyük bir dram başlıyor gözlerimizin önünden geçmeye. Pırıltılı ambalajları içinde etler tavuklar gösteriliyor. Yine o isyankar dış ses şöyle diyor: “Bu ambalaj etin nereden geldiğini görmemeniz için çekilmiş bir perdedir.” Daha sonra o etin nereden geldiğini anlatmaya başlıyor hikaye. Şimdi anlatacaklarımız veya filmde seyredecekleriniz ABD’nin sistemi ve orada yaşananlardır. Ama şunu bilin ki bu gerçekler dünyadaki herhangi bir bölge için olduğu kadar Türkiye için de geçerlidir.



Bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar büyük şirketler bütün gıda sektörünü elinde tutmaktadır. Hazır yiyeceklerle başlayan ucuz ama sahte ürünler bu sistemin ana üretimidir. Eski çiftlikler gitmiş yerine bu büyük tröstlerin modern çiftlikleri gelmiştir. Bunların içine girmek ve ne olduğunu görmek yasaktır. Daracık yerlere sıkıştırılan büyükbaş hayvanlar, şişmanlasınlar ve zamanından önce olgunlaşsınlar diye genleriyle oynanmış mısırla beslenirler. Bunun en büyük zararı sürekli antibiyotik yüklenen bu hayvanların doğal olarak içlerinde bulunan E.coli gibi virüslerin bağışıklık kazanması ve hayvanın ürettiği asitlerin bu virüsleri öldürememesidir. Daracık yerde yaşayan hayvan bacaklarının yarısına kadar ettiği pisliğin içine batmış bir şekilde kesimhaneye gitmeyi bekler. Bu arada bağışıklık kazanmış virüsler o pisliğin içinden hayvanın tüyüne, vücuduna bulaşır. Sonunda kesim sırasında ete de bulaşan bu virüs hamburgerimizin içinde veya evde pişirdiğimiz biftekle bizim vücudumuza girer. Çocuğumuz hastalanır ve ölür. Bu şekilde ABD’de ve diğer ülkelerde E.coli virüsünden ölen birçok insan var. Türkiye’deki şartları düşünürsek tespit edilmeden bu virüsten ölen birçok insan olduğunu tahmin edebiliriz.






Filmin en çarpıcı sahnesinde ise yukarıdaki gibi bir delik başroldedir.  Resimdeki bir ineğin Ruminantia bölgesine açılan bir delik. Ruminantia geviş getiren hayvanların midesinin birinci bölümü. Geviş getiren hayvanlar yediklerini bu bölgede tutar sonra tekrar çiğner ve hazmederler. Normalde otçul olarak evrimleşen bu hayvanlara zorla mısır yedirdiğimiz için çiftçi bu delikten hayvanın içindeki yarım hazmedilmiş fazla mısırı çıkarıyor eliyle. Bu arada bütün bunların hayvan canlıyken yaşandığını söyleyelim. Adam hayvanın içine elini sokarken inek böğürüyor. Aslında bu sahne kapitalizmin ve bugünkü sistemin bütün acımasızlığını ortaya koyuyor. Çarpıcı sahneler ve bilgiler bununla da sınırlı değil. Tavuk çiftliklerinin hali de içler acısı. Daha önce yazdığımız birçok filmde bu tür çiftliklerdeki hayvanların felaket halini gördük. Ama bu belgeselde sistemin bu döngüyü nasıl devam ettirdiğine ait çok ilginç bilgiler de var. Mesela bu çiftliklerin tavuk yetiştirme binalarının yıllık 500 bin dolarlık bir harcamayla kurulabildiğini söylüyor filmi çeken Robert Kenner. Bu binaların parasını çiftçilere büyük şirketler veriyor ve böylece çiftçileri borçlandırıp bir nevi köle haline getiriyorlar. Bu arada bu binaların bir yıllık kazandığı para 18 bin dolar. Bu bitmeyen döngünün kölesi çiftlik sahipleri. Ya işçiler? Onların halini hiç sormayın. “Yıllar önce daha çok Afrika kökenli işçiler vardı” diyor bir çiftlik sahibi, şimdiyse Latin işçiler var. Meksika’dan gelen kaçak göçmenler. Hiçbir sosyal güvencesi olmayan bütün gün çalışıp boktan iki hamburger parası kazanan, kimsenin dinlemeyeceği köleler.


Gelelim bu mısırları ürettikleri genleriyle oynanmış tohumların hikayesine. Bu Türkiye’nin çok da yabancı olmadığı bir hikaye aslında ama bazı farklar var. Bu tohumlar kısır. Türkiye’ye satılanlar da öyle. Fakat ABD’de bu tohumları kullanmadığınız anda büyük şirketlerin hafiyeleri ve avukatlarının saldırısına maruz kalıyorsunuz. Sizi mahkemeye veriyorlar ve kara listeye alıyorlar. Onların dışında da tohum bulma şansınız olmadığı için toprağınızı süremiyorsunuz ve iflas ediyorsunuz.
Bu filmi mutlaka seyretmelisiniz. İnsanın insana yaptığı işkence ancak bu kadar gerçekçi ve derinlikli işlenebilir.
Son Söz: Ozon tabakası deliniyor. Küresel ısınma yüzünden mevsimler değişiyor ve gezegeni dramatik bir son bekliyor. Çevreci örgütler protesto ediyor. Çeşitli kurumlar toplanıyor falan filan. Ben şimdi size soruyorum. Şu anki sistemle kendi yiyeceğini zehirleyen bir adam ozonun delinmesini ne kadar önemser. Sonunu ölüm olduğunu bile bile genleriyle oynadığı yiyecekleri kendisi de yiyen bir adam küresel ısınmayı ne kadar takar. Kapitalizmin bir ruh durumu olduğunu kabul edersek bu ruh ölmeden bu sistem nasıl son bulabilir? İş bu raddeye gelmişse hala bir umut besleyebilir miyiz çözüm için? Bu soruların cevabını düşündüğümüzde Zamanın Ruhu’nun bu yazısı da kapkaranlık.

Serdar Akbıyık – Cinedergi.com

 

Buraya kadar yukardakiler alıntıydı peki bu belgesel için sen ne yaptın dersiniz ben belgeseli buldum daha kolay paylaşılsın diye boyutunu küçülttüm ve 2 farklı yere yükledim ister indirip izleyin, isterseniz indirmeden izleyin.

 

http://www.adrive.com/public/977039677ca422831a623e72eb2fe48e5c80831f334cdc2a30afe587aa9d2536.html

http://dl.dropbox.com/u/7838127/NTV-Belgeseli-Gida.AS-Food.INC_cosef_.rar


Bu linkten de indirmeden izleyebilirsiniz.

http://www.dizixizle.com/izle/food-inc-belgesel-full-izle.html

Bursa Solucan Gübresi

Kırmızı Kaliforniya Solucanı son zamanlarda internette sıkça aranan bir terim haline geldi. Çiftçilerin kimyasal gübre ile toprağa verdikl...